Home » » 9.SINIF 2.ÜNİTE UYGARLIĞIN DOĞUŞU VE İLK UYGARLIKLAR

9.SINIF 2.ÜNİTE UYGARLIĞIN DOĞUŞU VE İLK UYGARLIKLAR


II. ÜNİTE: UYGARLIĞIN DOĞUŞU VE İLK UYGARLIKLAR

                                   Tarihin Devirlere Ayrılması
     Tarih, yazının bulunuşuna göre; Tarih Öncesi Çağlar ( Prehistorik Dönem ) ve Tarih Çağları olmak üzere iki ana bölüme ayrılmıştır.
 Tarih Öncesi Devirlerin Genel Özellikleri:
·        Yazı kullanılmadığından bu devirlerle ilgili insan topluluklarının bıraktığı kalıntılardan yararlanılarak bilgi edinilmiştir. Bu dönemin aydınlatılmasında en çok Arkeoloji’den yararlanılır.
·        Bu dönem devirler insanların kullandıkları araç ve gereçlerin niteliklerine göre adlandırılmıştır.
·         İnsanlar sırasıyla taş, toprak ve madenden, giderek daha kullanışlı ve dayanıklı eşya ve alet yapmışlardır. Bu durum bilgi ve tecrübe birikiminin uygarlığın gelişmesinde oynadığı rolü göstermektedir.
·         Tarih öncesi devirlerin başlama ve bitişleri bölgelere göre farklılıklar göstermiştir. Bu durum, tarih öncesinde toplumlar arası etkileşimin zayıf olduğunu gösterir.
·         Tarih öncesi devirler dünyanın her yerinde sırasıyla yaşanmamıştır. Göçler, savaşlar ( istilalar ) ve ticaret faaliyetleri gibi gelişmeler sonucunda ileri toplumlar daha geride bulunan toplumları etkilemişlerdir.
·         Tarih öncesi devirler dünyanın çeşitli bölgelerinde birbirine benzer şekilde yaşanmıştır. Dünyanın çeşitli bölgelerinde yapılan kazılar sonunda elde edilen eşyaların birbirine benzemesi bu durumu doğrulamaktadır. Farklı bölgelerde yaşayan insanların birbirlerinden etkilenmeden aynı türden eşyalar kullanmaları birbirine benzer gereksinimlere sahip olmalarının bir sonucudur.
·         Bu dönemlerin uzun sürmesinin en önemli nedeni, bilgi akışı ve iletişim imkânlarının yetersiz olmasıdır.

                            Taş Çağı ( M.Ö 600000 – 5500 )
Eski Taş = Kaba Taş = Paleolitik Dönem ( M.Ö 600000 -  10000 )
·         İnsanlık tarihinin en uzun dönemidir.
·         Bu dönemde yaşayan insanlar geçimlerini avcılık ve toplayıcılık yaparak sağlamışlar, ağaç kavukları ve mağara gibi doğal yerleri barınak olarak kullanmışlardır.
·         Doğada hazır olanla yetinilmiştir. Tüketicidirler.
·         Yaşanılan yerdeki hayvanların göç etmesi ve topladıkları bitkilerin tükenmesi nedenleriyle göçebe yaşamışlardır. Bunun doğal bir sonucu olarak da küçük klanlar ( aileler ) halinde yaşamışlardır. Bu durum insanların kalabalık gruplar halinde yaşamasını engellemiş ve toplumsal yaşamın oluşmasını geciktirmiştir.
·         İnsanlar, bu dönemin başlarında doğada bulunan taş, kemik ve ağaç gibi malzemeleri doğal halleriyle işlemeden kullanmışlardır. Ancak zamanla taşı yontarak daha kullanışlı araç gereçler yapmaya başlamışlardır. Bu dönemde görülen en yaygın aletler çakmak taşı, kemik ve ağaçlardan yapılan kesici ve delici silahlardır.
·         Bu dönemde yaşayan insanlar mağara duvarlarına duygu ve düşüncelerini anlatan çeşitli resimler yapmışlardır. Bu resimler, insanların ilk sanat eserleri olarak da kabul edilir.
·         Dünyada Paleolitik Döneme ait ilk izlere İspanya’daki Altamira, Fransa’da Laskö mağaralarında rastlanmıştır. Ülkemizde ise bu döneme ait kalıntıların bulunduğu yerlere İstanbul’da Yarımburgaz ( Türkiye’deki bilinen en eski yerleşim yeri ), Antalya’da Karain, Beldibi ve Belbaşı mağaraları örnek gösterilebilir.

Orta taş = Yontma Taş = Mezolitik Dönem ( M.Ö 10000 – 8000 )
·         Bu dönem, Eski Taş Devri ile Yeni Taş Devri arasında bir geçiş dönemidir.
·         İnsanlar avcılık ve toplayıcılık yaparak yaşamlarını sürdürmeye devam etmişlerdir. Ancak beslenme çeşitlenmiş, bitkilerle beslenme yaygınlaşmıştır. İklimin yumuşaması ve beslenmede bitkilerin daha çok yer alması tarımsal faaliyetlerin başlamasında etkili olmuştur.
·         Mikrolit denilen çakmak taşından yapılmış küçük araç gereçler yapılmıştır.
·         Bu dönemin sonlarında ateş bulunmuştur. İnsanlar bu sayede soğuktan ve vahşi hayvan saldırılarından korunma, mağaraları aydınlatma, yiyecekleri pişirme olanağı elde etmişlerdir. Bu durum ateşin, insanların yaşam koşullarının iyileşmesine katkı sağladığını göstermektedir.( Yeni Taş Dönemi’nde toprak pişirilerek seramik kaplar yapılmış, Maden Devri’nde ise çeşitli madenler yüksek ısıda eritilerek işlenmiştir. Bu durum, ateşin kullanılmasının uygarlığın gelişimine katkıda bulunduğunu gösterir. )
·         Orta Taş Devri’ne ait en eski yerleşim yeri Orta Asya’da Tacikistan’da Ceyhun Nehri’nin yukarı kısmında Kuldera Bölgesi’dir. Türkiye’de ise bu dönemi aydınlatan merkezler arasında; Antalya’da Beldibi, Ankara’da Macunçay, Göller Yöresi’nde Baradiz. Samsun’da Tekkeköy mağaralarıdır.

Yeni Taş = Cilalı Taş = Neolitik Dönem ( M.Ö 8000 – 5500 )
                                   
·         Toprak tarıma açıldı. Önceleri doğada hazır olan ürünlerle yetinen insanoğlu bazı bitkileri ekmeye başladı. Yani tüketici konumdan üretici konuma geçildi.
·         Bu dönemde ekip biçtikleri tarlaların yakınlarında olmak zorunda kalan insanlar köyler kurarak yerleşik yaşama geçmeye başlamışlardır. Bu durum, insanların uğraşlarının sosyal yaşantıları üzerinde etkili olduğuna kanıt olarak gösterilebilir.
·         Keten, kenevir gibi bitki liflerinden giysiler yapılmasıyla dokumacılık faaliyetleri başlamıştır.
·         Tarım faaliyetleri yeni aletlerin yapılmasını zorunlu hale getirmiştir. Bu dönemde saban, orak ve el değirmenleri kullanılmaya başlanmıştır. Başta köpek olmak üzere koyun, keçi ve sığır gibi hayvanlar evcilleştirilmiştir. Bu hayvanların etinden, sütünden ve gücünden yararlanılmıştır. Bu gelişmeler, insanların yaşantısını önemli ölçüde kolaylaştırmıştır. Bu durum aynı zamanda insanların doğadan yararlanma konusundaki bilgilerinin de arttığının göstergelerindendir.
·         Yerleşik hayata geçilmesi; toplumsal hayatın gelişmesine, insanlar arasındaki ilişkileri düzenleyen kuralların konulmasına, mülkiyet kavramının ortaya çıkmasına, çeşitli mesleklerin oluşmasına ortam hazırlamıştır.
·         İnsanlar barınaklarını önceleri saz ve kamış gibi bitkilerden yaparken zamanla taş ve kerpiçten evler yapmaya başlamışlar, evlerin duvarlarını kille sıvamışlar ve güvenlik amacıyla etrafını hendeklerle çevirmişlerdir. Bu durum insanların dış etkenlere ve tehlikelere karşı daha fazla direnebilmelerini sağlamıştır.
·         Yitecek ve içeceklerini korumak ve saklamak amacıyla kilden çanak çömlek yapıp bunları fırında ateşle pişirmişlerdir. Böylece seramik sanatı doğmuş, daha sonra da seramik eşyaların yüzeylerini cilalayarak kullanım ömrünü uzatmışlardır.
·         Tarımsal faaliyetlerin sonucunda ihtiyaç fazlası üretim yapılması takas yoluyla ticaret faaliyetlerinin başlamasına neden olmuştur. ( Ticaret faaliyetlerinin başlaması insan toplulukları arasında ilişkilerin gelişmesine ve karşılıklı etkileşimin artmasına katkıda bulunmuştur.)
·         Yeni Taş Çağı’na önce Mezopotamya, Anadolu, İran, Suriye çevresinde ( Ön Asya ) girilmiştir. Ülkemizde bu çağa ait kalıntılara Konya yakınlarında bulunan Çatalhöyük, Diyarbakır yakınlarında bulunan Çayönü ve Gaziantep Sakçagözü’nde rastlanmıştır.
( Çayönü, Türkiye’de ve Güneydoğu Avrupa’da Yeni Taş Çağı’nda kurulan ilk köy yerleşim yeri, Konya’da bulunan Çatalhöyük ise insanlık tarihinin ilk şehir yerleşmesi olarak kabul edilir.)

                                     Maden Devri ( M.Ö 5500 - 1200 )
Bakır ( kalkolitik ) Çağı
·         Taş Çağı’nın sonlarında madenler bulunmuştur. Bu dönemde eşya yapımında taş ve toprağın yanı sıra madenler de kullanılmaya başlanmıştır.

·         İnsanların buldukları ve kullandıkları ilk maden bakırdır. Doğada bol miktarda bulunan ve kolay işlenen bakırdan günlük kullanıma yönelik kap kacaklar, silahlar yapılmıştır. Bu süreçte bulunan altın ve gümüş madenlerinden ise daha çok süs eşyaları yapılmıştır.
·         Bu dönemde dini inançlar gelişmiş, insanlar doğurganlık özelliğinden dolayı bereketli sayılan ‘ Büyük Ana ‘ ya tapmışlar ve onu simgeleyen küçük madeni heykelcikler yapmışlardır.
·         Ülkemizde bu döneme ait merkezler arasında Çorum’da Alacahöyük, Denizli’de Beycesultan, Çanakkale’de Kumtepe ve Truva, Samsun’da İkiztepe, Burdur Hacılar, Yozgat Alişar, Van Tilkitepe yer almaktadır.
·         Bakırın kolay aşınması onu daha dayanıklı hale getirme ihtiyacını ortaya çıkarmıştır. Bunun sonucunda bakır ve kalayın karıştırılmasıyla tunç elde edilmiştir. Tunç, bakırdan daha sert ve dayanıklıdır.

   Tunç ( Bronz ) Çağı
·         Bu dönemde Site adı verilen ilk şehir devletleri, ardından da ilk büyük devletler  ( Sümer, Akad, Hitit ) kurulmuştur.( Bu şehirlerin ve devletlerin kurulması; mimarinin gelişmesi ve büyük yapıların ortaya çıkması, Toplumsal yaşamın düzenlenmesi, ihtiyaçların daha kolay karşılanması, yerleşim alanlarının genişlemesi gibi sonuçları ortaya çıkarmıştır.)
·         Bu dönemde tekerlek bulunmuştur. Tekerleğin bulunması taşımacılık, göç ve ticaret gibi birçok alanda insanların yaşantısını kolaylaştırmıştır.
·         Ülkemizde bu dönemi aydınlatan en önemli merkezler arasında Ankara’da Ahlatlıbel, Kayseri’de Kültepe yer almaktadır.
Demir Çağı
·         Demir madeninin bulunması ve işlenmesi insanoğlunun doğaya egemen olma konusundaki çabasını daha da güçlendirmiştir.
·         Demirin yüksek ısıda işlenmesi sanayinin temellerinin atılmasına ve gelişmesine ortam hazırlamıştır. Bu dönemde şehirler, devletler büyümüş, ticaret faaliyetleri hızlanmış, üretim artmış, medeniyet ve devletlerarası etkileşim gelişmiştir.
·         Demir işleyen toplumlar, işlemeyen toplumlar üzerinde üstünlük kurmuştur.
·         Bu devrin sonlarında yazının bulunması ile tarih öncesi devirler sona ermiştir.
NOT:
·         Hacılar Höyüğü’nün etrafı duvarlarla çevrilidir. Bu duvar, düşman tehlikesine karşı yapılan surların ilk örneklerindendir. Hacılarda evler arasında sokaklar bulunmuştur. Bu durum bölgede şehir yapısının gelişmeye başladığının göstergesidir.

·         Yozgat Alişar’da çıkan seramik eserler, Truva’da bulunanlarla benzerlik göstermektedir. Bu durum tarih öncesi dönemde Anadolu’da gelişmiş bir ticaretin varlığını göstermektedir.
·         Kayseri Kültepe’de Anadolu’nun ilk yazılı belgeleri bulunmuştur.

                                         
                    Tarih Çağlarının Genel Özellikleri
·         Yazının bulunmasıyla birlikte başlayan döneme tarih çağları denir.
·         Tarihin çağlara ayrılmasında insanlık tarihini etkileyen ve günümüz uygarlığının oluşmasına ortam hazırlayan önemli siyasal ve toplumsal olaylar temel alınmıştır.
·         Tarihin çağlara ayrılmasının amacı geçmişte yaşanan gelişmelerin incelenmesini, öğrenilmesini ve öğretilmesini kolaylaştırmaktır.
·         Çağ ayrımında tarihçiler farklı olayları esas almışlardır. ( Kavimler Göçü yerine Batı Roma’nın yıkılışı, İstanbul’un Fethi yerine Amerika Kıtası’nın bulunuşu gibi. Bu durum her toplumun ulusal tarih anlayışı ve tarihi değerlendirme yaklaşımıyla açıklanabilir. )
·         Tarih çağlarının süresi geçmişten günümüze yaklaştıkça kısalmaktadır. Bu durum toplumlar arası etkileşimin giderek artması ve teknolojik gelişmelerin insan topluluklarını etkilemesiyle açıklanabilir.

              İlk Çağ ( Eski Çağ ) M.Ö 3200 – M.S 375
·         M.Ö 3200’de Sümerlerin çivi yazısını bulmasından M.S 375 Kavimler Göçü’ne kadar geçen dönemdir.
·          Çağın başlarında ‘ Site ‘ denen şehir devletçikleri hâkimdi. Daha sonra merkezi imparatorluklar görüldü.
·         Mezopotamya, Mısır, Anadolu, İran, Çin, Yunanistan ve Roma’da gelişmiş uygarlıklar kurulmuştur.
·         Yazı, para, kâğıt, takvim gibi buluşlar bu dönemde ortaya çıkmıştır.
·         Çok tanrılı dinler ve puta tapıcılık en yaygın inanç sistemi olmuştur. Fakat Musevilik ve Hıristiyanlık da bu dönemde ortaya çıkmıştır.
·         Türk tarihinin en eski devletlerinden Asya Hunları ve İskitler bu çağda yaşamışlardır.
·         Asur, Fenike, İyon ve Yunanlılar gibi devletler kolonizasyon hareketinde bulunmuşlardır.
·         Anadolu’dan Mezopotamya’ya uzanan Kral Yolu bu dönemde yapılmıştır.
·         Sınıfsal farklılığın egemen olduğu sosyal bir tabakalaşma görülmektedir.
·         Güçlü ve sürekli ordular kurulmuştur.
·         Genel olarak ekonominin temeli tarım ve hayvancılığa dayalıydı. Bunun yanında kara ve deniz ticareti de yapılmaktaydı.
·         Toplumlar arası etkileşim sınırlıydı. Ancak yazı ve kâğıdın kullanılmasıyla kültürel etkileşim hızlandı.
     
Orta Çağ M.S 375 – 1453

·         M.S 375 Kavimler Göçü’nden İstanbul’un Fethine kadar geçen dönemdir.
·         Avrupa’da Batı Roma İmparatorluğu’nun yıkılmasıyla feodalite ( Derebeylik ) rejimi ortaya çıkmıştır. Doğu’da ise merkezi imparatorluklar vardı.
·         Katolik Kilisesi ve onun dayattığı skolâstik düşünce Avrupa’da düşüncenin ve bilim hayatının gelişmesinin önünde bir engeldir.
·         Avrupa ekonomik, askeri, siyasi ve kültürel bakımdan gerilerken İslam dünyası en parlak dönemini yaşamaktaydı.
·         Avrupa’da Hıristiyanlık, Doğu’da ise İslamiyet devletlerin temel politikalarını yönlendirdi.
·         Çağın en güçlü devletlerini Bizanslılar, Sasaniler, Emeviler, Abbasiler, Büyük Selçuklular kurmuşlardır.
·         İngiltere ve Fransa arasındaki Yüzyıl Savaşları ile Avrupa karışmıştır.
·         1215’te İngiltere’de kral ile imzalanan Magna Carta ( Büyük Şart ) demokrasiye geçişte önemli bir adımdır. Kralın keyfi yönetimi hukukla sınırlandırılmıştır.
·         Haçlı Seferleri ile Hıristiyan batı dünyası, doğu İslam dünyasını ve İslam uygarlığını yakından tanıma olanağı elde etmiştir.
·         Avrupa’da sınıf farklılıkları vardı. Doğu’da ise İslam topluluklarında sınıf farklılıkları yoktu.
Yeni Çağ M.S 1453 – 1789
·        1453 İstanbul’un fethinden 1789 Fransız İhtilali’ne dek geçen dönemdir.
·        Haçlı Seferleri, barutun ateşli silahlarda kullanılması ve Coğrafi keşiflerin etkisiyle Avrupa’da feodalite ( Derebeylik ) rejimi yıkılarak yerine merkezi krallıklar kurulmaya başlandı.
·        Avrupa’da kâğıt ve matbaanın kullanılmasıyla yeni fikirlerin yayılması kolaylaşmış, kültür seviyesi yükselmiş, Coğrafi Keşifler, Rönesans ve Reform hareketleri yaşanmış, Avrupa’nın gelişmesini engelleyen faktörler ortadan kalkmıştır.
·        Coğrafi Keşiflerle ticaret yolları yön değiştirmiş, Avrupa’nın ticaret hacmi artmış, ekonomik açıdan güçlenmiş, Osmanlı Devleti’ne ekonomik açıdan bağımlılığı sona ermiş, sömürgecilik faaliyetleri hız kazanmış, Avrupa devletleri yeni keşfedilen yerlerde sömürge imparatorlukları kurmuşlardır.
·         Rönesans hareketi ile skolâstik düşünce yıkılmış, onun yerine pozitif ( bilimsel ) düşünce güç kazanmıştır.
·         Reform hareketi sonunda Avrupa’da yeni mezhepler ortaya çıkmış, Hıristiyan birliği parçalanmış, Katolik kilisesi kendini düzeltmek zorunda kalmış, kilisenin baskısı kalkmış ve laiklik kavramı ortaya çıkmıştır.
             


·         Osmanlı Devleti, İslam dünyasını birleştirmiş, Avrupa devletlerine üstünlüğünü kabul ettirmiştir. Ancak Osmanlı Devleti, Duraklama ve Gerileme Dönemlerini de bu çağda yaşamıştır.
·         Avrupa’da Orta Çağ’daki sınıf farklılıkları değişime uğramıştır. ( Burjuva sınıfı güçlenmiştir.)
Yakın Çağ M.S 1789 – Günümüz
·         1789 Fransız İhtilali’nden günümüze kadar geçen dönemdir.
·         Fransız İhtilali’nin getirdiği en etkili sonuç olan milliyetçilik akımının yaygınlaşmasıyla çok uluslu devletlerin yerini ulusal ( milli ) devletler almıştır.
·         Eşitlik anlayışı sonunda sınıf ayrımının terini vatandaşlık, mutlak krallık rejiminin yerini meşrutiyet ve demokrasi almıştır.
·         Akıl ve Aydınlanma Çağı ile bilimsel gelişme hızlanmıştır.
·         Avrupa’da İngiltere ve Fransa güçlerini korurken Rusya, Almanya ve İtalya güçlü devletler haline gelmiştir.
·         Sanayi Devrimi ile Avrupa ekonomik yönden daha da güçlenmiş, sömürgecilik faaliyetleri daha da hız kazanmış, devletlerarasındaki ekonomik rekabet artmış ve buna bağlı savaşlar ( I. ve II. Dünya Savaşları ) yaşanmıştır.
·         Sanayi Devrimi ile işçi sınıfı, İşçi – işveren ilişkileri sosyal yaşamda değişiklikler yaratırken, kapitalizm, liberalizm, sosyalizm gibi sosyo – ekonomik sistemler ortaya çıkmıştır.
·         Birleşmiş Milletler, NATO gibi önemli uluslar arası kuruluşlar kurulmuştur.


2.KONU: İLK UYGARLIKLAR

  Kültür, bir millete ait maddi ve manevi değerler bütünüdür. Bu değerlerin göç, savaş, ticaret gibi yollarla dünyanın farklı bölgelerine taşınmış ve kültürler arası etkileşim meydana gelmiştir. Bunun sonucunda zaman içerisinde uygarlık adı verilen uluslar arası ortak değerler oluşmuştur.

                                    MEZOPOTAMYA UYGARLIKLARI

Mezopotamya, ilk çağda Dicle ve Fırat nehirleri arasında kalan, kelime anlamı da ‘ iki nehir arasında kalan ülke ‘ anlamına gelen coğrafi bölgedir.
                                       SÜMERLER ( MÖ 4000 – MÖ 2350 )
·          Site adı verilen şehir devletleri Zigguratların ( tapınak ) etrafında gelişme göstermiştir. Bu şehir devletleri Ensi = Patesi denilen yöneticiler tarafından yönetilirdi. Eğer bu kişiler birkaç şehir devletini egemenlikleri altına almışlarsa Lugal, tamamına sahip olmuşlarsa Lugal Kalma ünvanını alırlardı. Rahip Kral anlayışı hâkimdi. Krallar aynı zamanda Baş Rahip, Baş Komutan, Baş Yargıç idiler.
·        Tarihte yerleşik düzene geçen ilk kavimdir.
·        Savaş arabalarını tarihte ilk kez Sümerler kullanmışlardır.
·        Anu ( Gök Tanrısı ), Enlil ( Yer Tanrısı ), Enki ( Okyanus Tanrısı ) belli başlı tanrılarıdır.
·        Zigguratlar, tapınak olmanın yanı sıra, rasathane ( gözlem evi ), gözetleme kulesi, tahıl deposu, okul ve sığınak olarak da kullanılırdı.
·        Lagaş Kralı Urugakina ilk yazılı kanunları hazırlamıştır. Bu kanunların varlığı, Sümerlerin ilk hukuk devleti olduğunun bir göstergesidir. Sümer kanunları, bir veya birkaç şehre aittir. Yani, dar bir çevrenin ihtiyaçlarına göre düzenlenmiştir. Genellikle para cezasına dayanır. Özel mülkiyet anlayışını getirir. Ceza bakımından diğer Mezopotamya kanunları ile karşılaştırıldığında daha insanidir. Ölüm cezası çok ağır suçlar ( siyasi ) içindir.
·        Sümerler yazıyı bularak ve kullanarak uygarlığın temelini atmışlardır. Gılgamış, Tufan ve Yaradılış destanları sadece Mezopotamya’yı değil, Anadolu ve Yunanlıları da etkilemiştir.
·        Matematik, Geometri, Astronomi ve Tıbbın temellerini atmışlardır. Bazı alan ve hacim ölçüm ve hesaplamalarını yapmışlar, uzunluk ve ağırlık ölçülerini standartlaştırmışlar, daireyi 360 dereceye bölmüşler, 60 tabanlı sayı sistemini bulmuşlar, yıldızların hareketlerini incelerken burçları bulmuşlar, Ay’ın hareketlerini inceleyerek ay yılı esasına dayalı ilk takvimi düzenlemişler ( Bir yılı 360 gün, 12 ay, 1 ayı 30 gün, 1 haftayı 7 gün olarak hesaplamışlardır.) Güneş ve Ay tutulmalarını hesaplamışlar, bölme ve çarpma cetvelleri hazırlamışlar, II. Ve III. Dereceden denklemleri çözmüşler, gece ve gündüzü 12’şer saatlik kısımlarda ifade etmişler, Güneş sistemine ait 5 gezegeni bulmuşlar, bazı bitkileri ve küfleri tedavide ilaç olarak kullanmışlar, çürük dişleri iğne ile sinirlerini ayıklayarak tedavi etmişlerdir.
                            AKADLAR ( MÖ 2350 – MÖ 2100 )
·        Tarihte bilinen ilk imparatorluğu Akad Kralı Sargon kurmuştur.
·        İlk düzenli yaya ordusunu kurmuşlardır.
·        Mezopotamya’da ve Anadolu’da farklı diller konuşulmasına rağmen resmi yazışmalarda Akadca ve Aramca kullanılmıştır. Bu durum, Akadların siyasal ve diplomatik alanda güçlü olduğunu göstermektedir.
                               ELAMLAR ( MÖ 3000 – MÖ 640 )
Önemli bir varlık ortaya koyamamışlardır. Madencilik ve seramik yapımında ilerlemişlerdir.
                      BABİLLER ( AMURRULAR ) ( MÖ2100 – MÖ 539 )
·        Hammurabi döneminde imparatorluk haline gelmişlerdir
·        Gücünü ordudan alan bir yönetim kurmuşlardır. Böylece mutlak monarşinin temelini atmışlardır.
·        Sümerlerden itibaren var olan kanunları bir araya getirerek tarihte ilk anayasa olarak bilinen Hammurabi Kanunlarını yapmışlardır. Hammurabi Kanunları imparatorluğun tümünde geçerli olduğundan Sümer kanunlarına göre daha geniş kapsamlıdır. Sümer kanunlarına göre daha sert olan bu kanunlar, kısasa kısas usulüne göre düzenlenmiştir.
·        Mezopotamya’da mimari alanda en ileri giden toplum olmuşlardır. BABİL’İN ASMA BAHÇELERİ ( Dünya’nın 7 harikasından biri ) ve dünyanın en büyük Zigguratı BABİL KULESİ en önemli eserleridir. ( Mezopotamya’da taş olmadığından eserler daha çok topraktan ve kerpiçten yapılmıştır. Bunlar da dayanıksız yapı malzemeleridir. Doğal afetler, istilalar ve savaşlar nedeniyle Mezopotamya’dan günümüze pek de eser kalmamıştır).
                                      ASURLULAR ( MÖ 2000 – MÖ 609 )
·        Asurlular, tüccar bir kavim olarak bilinmektedir.
·        Baskı ve zor kullanarak ilk askeri imparatorluğu kurdular.
·        Anadolu’da ticaret kolonileri kurarak ticareti geliştirmişlerdir. Bu yüzden ilk sömürge imparatorluğudur.
·        Anadolu’yu yazıyla tanıştıran ve Anadolu’da tarih çağlarını başlatan Asurlulardır. Kayseri yöresindeki Kültepe’de ticaretle ilgili birçok tablet bulunmuştur. Ticaret faaliyetleri iki bölge arasında kültürel etkileşime de olanak sağlamıştır.
·        Tüm çivi yazılı eserleri başkentleri NİNOVA’da toplayarak ilk kütüphaneyi kurmuşlar, kütüphanecilik ve arşivcilik faaliyetini başlatmışlardır.
·        Asur kanunları çok sert ve vahşidir. Ölüm cezaları işkenceyle yerine getirilirdi.
·        Heykeltraşlık ve kabartma sanatında gelişmişlerdi.
                                                ORTA ASYA UYGARLIĞI
ANAV KÜLTÜRÜ: Orta Asya’nın en eski kültürüdür. ( Batı Türkistan Aşkabat yakınlarında ).
AFANESYOVA KÜLTÜRÜ: Türklerin en eski kültürüdür. ( Altay – Sayan Dağları’nın kuzeybatısı)
ANDRONOVA KÜLTÜRÜ: En geniş yayılma alanına sahip kültürdür. Tunçtan ve altından yapılmış eşyalar ilk defa bu bölgede bulunmuştur. ( Hazar’ın kuzeydoğusundan Ural’a kadar ).
KARASUK KÜLTÜRÜ: Demir ilk defa bu kültürde işlenmiştir. ( Karasuk Nehri kenarı ).
TAGAR KÜLTÜRÜ: En gelişmiş Orta Asya kültürüdür. ( Abakan Bölgesi’nde Baykal Gölü’nün güneyi ).
                                                           MISIR UYGARLIĞI
       Mısır’da ilk yerleşim MÖ 4 bin yıllarına görülmektedir. Kuzey Afrika’da NİL NEHRİ ve etrafında kurulmuştur. Etrafının çöl ve denizlerle kaplı olması, diğer medeniyetlerle etkileşiminin daha az olmasına, istilalara maruz kalmamalarına neden olmuştur. Bu yüzden Mısır Uygarlığı kendine özgü bir uygarlık olmuş ve tarihi gelişim sırasıyla yaşanmıştır.
DEVLET YÖNETİMİ: Önceleri NOM adı verilen şehir devletleri varken, MÖ 3000 ‘den itibaren Kral MENES döneminde siyasi birlik kurularak merkezi krallık haline gelmiştir. Kral Menesle FİRAVUNLAR DÖNEMİ başlar. İlk Çağ Mısır tarihi Eski Krallık, Orta Krallık ve Yeni Krallık olmak üzere üçe ayrılmıştır. Firavunlar ( Mısır kralları ) dini ve siyasi otoriteyi kendilerinde toplamışlardı. Kendilerini Tanrı olarak ilan ettiler. Mısır’daki TANRI KRAL anlayışı, Mezopotamya’da RAHİP KRAL anlayışının egemen oluşu hem Mısır hem de Mezopotamya’da Laik olmayan yönetim anlatışını yansıtmaktadır. Firavunlar devletin mutlak hâkimiydi. Bütün topraklar Firavun’a aitti. Kraldan sonra en yetkili kişi vezirdi. Memurlar, asil ailelerden seçilir ve bazı yüksek memurluklar babadan oğla geçerdi. Ülke illere ayrılmış ve merkezden gönderilen valiler tarafından yönetilmiştir. Valiler illerinde küçük birer firavun gibi yaşarlardı. Devlet yönetiminde rahiplerin de büyük etkileri vardı. Mısır tarihinin en önemli olaylarından biri, Suriye’yi ele geçirmek için Hititler ile yaptıkları KADEŞ SAVAŞI’DIR ( MÖ 1296 – 1280 ).

ORDU: Zengin bir ülke olan Mısır’da önceleri savunma amacıyla, sonraları ise sınırları genişletmek amacıyla güçlü orduların kurulmasına önem verilmiştir. Mısır ordusunun büyük bölümü yayalardan oluşuyordu. Firavun’a bağlı askerlere maaş ödeniyordu. Eyaletlerdeki askerler ise kendilerine verilen toprak gelirleriyle geçiniyorlardı.
HUKUK: Firavunlar, bütün halkın üstünde bir varlık olarak dini ve siyasi gücü kendisinde toplamış, emirleri tanrı buyruğu olarak kabul edilmişti. Eski Mısır’da, kanunlar yapılmış, adaletin düzenli yürütülmesi için mahkemeler kurulmuşsa da Mısır hukuku, Anadolu ve Mezopotamya hukuku kadar gelişmemiştir. Bu durumda, firavunların sınırsız yetkilere sahip olmalarının etkili olduğu söylenebilir.
DİN ve İNANIŞ: Mısır’da çok tanrılı ( politeist ) bir inanış vardı. Tanrılar gök, toprak, su, bitki, hayvan ve insanlarla ilgiliydi Tanrıları genellikle hayvan ve bazen de insan şeklinde düşünmüşler, onlara barınacak tapınaklar yapmışlardır. IV. Amenofis, tek tanrılı bir inanış yaymaya çalıştıysa da başarılı olamamıştır. En büyük tanrısı Güneş tanrısı AMON – RA idi. Öldükten sonra yaşam ( ahiret )  inancına inanmışlar ve bu nedenle ölülerin bazı eşyalarını mezarlarına koymuşlardır. Bu mezarlardan en muhteşemleri firavunlar için yapılmış PİRAMİTLERdir. Ölümden sonra yaşamın olabilmesi vücudun bozulmamasına bağlı olduğundan ölülerini mumyalamışlardır. Bu durum mumyacılık, tıp, anatomi, mimari, eczacılık alanlarında gelişmelerini sağlamıştır.
SOSYAL ve EKONOMİK HAYAT: Toplum; Firavun – Rahipler, Askerler ve Kâtipler – Tüccarlar ve Sanatkârlar – Çiftçiler – Köleler gibi bir takım sınıflara ayrılmışlardır. Rahipler, Mısırlıları ölümden sonraki hayata hazırlama konumlarından dolayı önem kazanmış ve geniş topraklara sahip olmuşlardır. Köylüler, üretimle uğraşıp karşılıksız çalışıyorlardı. Köleler, tarımda, madencilikte, tapınak hizmetlerinde ve inşaatlarda çalışırlardı. Hiçbir hakları yoktu.
        En önemli gelir kaynağını tarım ürünleri oluşturuyordu. Topraklar kral adına işleniyordu. Bununla beraber halkın, memurların, asillerin de toprakları vardı. Bu durum, özel mülkiyetin varlığını gösterir. Ülkede zengin maden yatakları bulunduğundan maden işlemeciliği gelişmiştir.
YAZI, DİL ve EDEBİYAT: Mısırlılar, MÖ IV. binin sonlarında HİYEROGLİF yazısını kullanmışlardır. Bu yazı zamanla 24 harflik bir yazı sistemine dönüşmüştür. Yazı malzemesi olarak PAPİRÜS’Ü kullanmışlardır. Mısır yazısı Fenike alfabesine öncülük etmiştir. ( Günümüzde kullandığımız LATİN ALFABESİ’NİN temelini oluşturmaktadır.) Edebi eserlerin büyük bir kısmı dini metinlerden oluşmuştur. Edebiyatta Mezopotamya ile kıyas edilemeyecek derecede fakirlik göze çarpar.
BİLİM: Mısırlılar, özellikle matematikte, tıpta ve astronomide gelişmişlerdir. Tarım ürünlerinden alınan vergilerin hesaplanması matematiğin, Nil Nehri’nin taşma vaktinin hesaplanması ve Nil’in taşmasıyla karışan arazi sınırlarının belirlenmesi geometri ve astronominin gelişmesinde etkili olmuştur. Pİ SAYISINI hesaplamışlardır. GÜNEŞ YILI ESASLI ilk takvimi hazırlamışlardır. Bir yılı 365 gün dörder aylık üç mevsimden ( Taşma – Ekme – Biçme ) 12 aya bölmüşlerdir. Bu takvim Yunan ve Roma uygarlıklarının da katkılarıyla günümüzde kullandığımız MİLADİ TAKVİM haline gelmiştir.
SANAT: Mısır’da sanat; bilim, edebiyat, sosyal hayat gibi dinin etkisi altında gelişmiştir. Mısırlılar mimari, heykel resim, kabartma ve oymacılık sanatlarında gelişmişlerdir. Özellikle krallar için mezar olarak inşa edilen piramitler, matematik ve mimari alanlarında çok ilerlediklerinin bir kanıtıdır. KEOPS PİRAMİDİ ( En büyüğü ), KARNAK ve LUKSOR TAPINAKLARI en ünlü tapınakları ve eserleridir.

                                                                    İRAN UYGARLIĞI
·        Medler ve Persler tarafından oluşturulmuştur.
·        İran’da ilk uygarlığı Medler kurmuştur. MÖ 7.yy.ın ortalarında siyasi bir güç oluşturmuşlar, Keyeksar döneminde bağımsız olmuşlardır. ( MÖ 625 – 585 )
·        Medlere Persler, Perslere de Büyük İskender son vermiştir ( MÖ 550 – 330 ).
·        Ülkelerini mutlakiyetle yönetmişlerdir.
·        Makedonya’dan İndus Irmağı’na kadar geniş bir sahada etkili olmuşlardır.
·        Ülkelerini SATRAPLIK denilen eyaletlere ayırmışlardır. Bu eyaletler Satraplar tarafından yönetilirdi. Bu Satraplar da kralın görevlendirdiği kişiler ( Şahgözü ya da Şahkulu denilen denetçiler ) tarafından denetlenirdi. Böylece ülke yönetimini kolaylaştırmışlar ve topraklarını denetim altında tutmayı amaçlamışlardır.
·        Persler haberleşme ve ulaşıma önem vermişler, bunun sonucunda tarihte ilk düzenli POSTA TEŞKİLATI’NI kurmuşlardır. Ayrıca düzenli yollar sayesinde de ticareti de geliştirmişlerdir. Kral Yolu’nu kullanmışlardır. ( Posta Teşkilatı, ülkenin denetlenmesini de kolaylaştırmıştır).
·        Zerdüştlük dinini ( ateşe tapınma ) benimsemişlerdir. İyiliği elde etmek için kötülükle mücadele edilmeliydi. AHURAMAZDA iyiliği, AHRİMAN kötülüğü temsil ediyordu. Tapınaklarına ATEŞGEDE denirdi.
·        Mezopotamya, Mısır, Anadolu, Yunan sanatından etkilenerek PERS ÜSLUBU’NU yaratmışlardır. Mimaride ( Kaya mezarları ) ve kabartmacılıkta etkili olmuşlardır. PERSE POLİS SARAYI en ünlü eserleridir.
·        Anadolu’da 200 yıl hüküm sürmüşlerdir. Bölgede sağladıkları siyasi istikrar ticaretin gelişmesine ve yolların yeniden düzenlenmesine neden olmuştur. Ancak Anadolu’da kültürel yönden etkili olamamışlar hatta Anadolu’dan etkilenmişlerdir. Bu durum, Anadolu’da daha ileri ve yüksek bir medeniyetin var olduğunu göstermektedir. Anadolu’daki Pers hâkimiyetine Büyük İskender son vermiştir.
                                                   HİNT UYGARLIĞI
·        Hindistan’da ilk uygarlık MÖ 4000’li yıllarda İndus Nehri boyunca ortaya çıkmıştır. ( indus ve Ganj Nehirleri Hint Uygarlığı için önemlidir ).
·        Doğal zenginlikleri ve elverişli iklimi nedeniyle tarih boyunca birçok kavmin istilasına uğramıştır.
·        Orta Asya kökenli ARİLER, MÖ 1500’lerde Hindistan’a gelmiş, siyasi, sosyal ve kültürel yapılarını bölgeye taşımışlar ancak merkezi bir otorite sağlayamamışlardır. Bu nedenle Hindistan RACALIK adı verilen küçük prenslikler tarafından yönetilmiştir.
·        Ariler, Hindistan’da KAST SİSTEMİ’Nİ uygulamışlardır. Bu sistemde halk;
BRAHMANLAR ( din adamları )
KŞATRİYALAR ( Raca, asker ve soylular)
VAYSİYALAR ( Tüccar ve çiftçiler )
SÜDRALAR ( işçi ve zanaatkârlar) olarak sınıflara ayrılmışlardır. Bir de kast dışı sayılan PARYALAR ( PARYALAR ( köleler ) vardır.
·        Kast sistemi nedeniyle Hindistan’da kaynaşma sağlanamamış, milli birlik kurulamamıştır. Ayrıca yönetim ve toplum hayatında eşitlik sağlanamamıştır.
·        Bölgede VEDA dini ve Brahmanizm görülür.( Farklı toplulukların Brahmanizm dinine girememesi nedeniyle bu din Hindistan’da fazla yayılamamıştır).Hinduizm, Taoizm, Konfiçyüsçülük, Maniheizm dinleri varlık göstermiştir. Budizm, eşitliği savunduğundan uzun yıllar etkinlik kuramamıştır. Gazneliler’in Hindistan’da İslamiyet’i yaymasıyla bu katı kurallar yumuşamaya başlamıltır.
·        Budizm, sosyal yapıya, adaletsizliğe tepki olarak ortaya çıkmıştır. Doğruluk, saflık, bilgelik felsefesini oluşturur. Daha sonra Tibet, Çin ve Japonya’ya yayılmıştır. Kast’ın getirdiği baskı İslamiyet’in yayılmasını kolaylaştırmıştır.( 1947’de Kast Sistemi tamamen kaldırdı.
·        Mezopotamya’dan etkilenerek SANSKRİTÇE ortaya çıkmıştır. Bir kültür dili haline gelmiştir.
                                                        ÇİN UYGARLIĞI
·        Asya Kıtası’nın güneydoğusunda bulunan Çin Uygarlığı’nın oluşmasında Çin kültürünün yanı sıra Türk, Moğol ve Tibet kültürlerinin de etkisi vardır. Sarı Irmak ve Gök Irmak kıyılarında kurulmuştur.
·        En eski yerleşik medeniyetlerden biridir.
·        Hanedanlar tarafından yönetilen Çin, MÖ 3.yy.dan itibaren siyasi birliğini kurarak güçlü bir imparatorluk haline gelmiştir. İmparatorlar, ‘ Tanrının oğlu ‘ olarak kabul edilmiştir.
·        Türklerle ilişkileri sonucunda ordularında yaya ve arabalı askerlerin yanında atlı birliklere de yer vermişlerdir. Bu durum Türklerin, Çinlileri askeri açıdan etkilediğini gösterir.
·        Halk, soylular ve köylüler olarak ikiye ayrılırdı. Ancak köylüler özgür değillerdi.
·        Konfüçyüsçülük ( Çin uygarlığında felsefi düşüncelerin temelini oluşturur.), Budizm, Taoizm en yaygın dinlerdi. ( Uzak Doğu’ya gidildikçe dinsel hayatta felsefi düşüncelerin önemi artmakta ve öğretinin sahibinin adıyla anılmaktadır.)
·        Belli bir düşünceye bağlanarak erdem sahibi olma yolundaki inançlar din yerine geçmiştir. Dönemin filozofları arasında LAO ÇE, TAO, KONFÜÇYÜS vardır. Ortak amaçları toplum bireylerini iyi yola sevk etmektir.
·        Budizm, resim ve heykelciliğin gelişmesinde etkili olmuştur. Bu durum inançların, toplumların sanat anlayışlarında etkili olduğunu gösterir.
·        Tarıma dayalı ekonominin yanında iplik, ipek, kumaş üretimi de vardır. İpek Ticaret Yolu sayesinde Çin’den Roma’ya kadar geniş bir bölgede ticaret faaliyetlerinde bulunmuşlardır.
·        Çin’de resim, kumaş işlemeciliği, çinicilik, porselen yapımı, heykelcilik gibi sanat ve zanaat dalları gelişmiştir. Maden az olduğundan toprak eşya ( seramik, porselen ) yapımında ileri gitmişlerdir.
·        Çin Seddi ( Türklerden korunmak amacıyla yapmışlardır.) ve Budist tapınakları Çin mimarisinin en güzel örnekleridir. Bu durum, Çin mimarisinin askeri ve dini yapılar yönünden geliştiğini gösterir.
·        İncelik, küçüklük ve zariflik Çin sanatının başlıca özellikleridir.
·        Çinliler mürekkep, kağıt, matbaa, pusula, ipekli dokuma, barutu kullanarak dünyada birçok gelişmeye öncülük etmiştir. Bu durum Çinlilerin dünya kültür ve uygarlığının gelişmesinde katkısının büyük olduğunu gösterir.
                                       DOĞU AKDENİZ UYGARLIKLARI
A) FENİKELİLER: Sami ırkından olan Fenikeliler, Lübnan Dağları ile Akdeniz kıyıları ve Suriye arasında yaşamışlar, buralarda BİBLOS, SAYDA ve SUR gibi liman şehirlerini kurmuşlardır.
* Şehir devletleri halinde yaşamışlar, siyasi birlik oluşturamamışlardır. Sırasıyla Mısır, Asur, Pers ve Büyük İskender tarafından ele geçirilen bölge daha sonra Roma’nın Suriye eyaletine bağlanmıştır.
* Topraklarının verimsiz olması, ormanlık alanların bol olması ( Gemilerin hammaddesini kolayca elde etmişlerdir.) nedeniyle deniz ticaretine yönelmişlerdir.
* Kolonici bir kavimdir. Akdeniz’de koloniler kurmuşlardır. En ünlüsü Kuzey Afrika’daki KARTACA şehridir.
* Kurdukları kolonileri sadece ticari amaçlarını gerçekleştirme amacıyla kullanmışlar, vatan olarak kabul etmemişlerdir. Bu yüzden kolonilerinin bir çoğunu İyon ve Yunanlılara kaptırmışlardır. Kolonileri kalıcı olmamıştır. ( Sadece Kartaca MÖ 146’ya kadar varlığını devam ettirmiştir. )
*   Dünya uygarlığına en büyük katkısı, Mısır’dan öğrendikleri yazıyı geliştirmişler ve 22 harften oluşan bir alfabe oluşturmuşlardır. Böylece ilk alfabe Fenikeliler tarafından ortaya çıkarılmıştır. Bu alfabe sırasıyla İYON, YUNAN ve ROMALILAR tarafından geliştirilerek bugünkü LATİN ALFABESİ’Nİ oluşturmuştur. Ayrıca KİRİL, İBRANİ, ARAP ve YUNAN alfabelerinin de temelini oluşturmuştur.
     Ayrıca, Doğu ve Ön Asya kültür ve medeniyetini Akdeniz ve Ege’ye taşıyarak Doğu – Batı kültürlerinin etkileşimini sağlamıştır.
·        Gemicilik sanatında ileri gitmişlerdir.
·        Her şehrin bir tanrı veya tanrıçası vardı. Sümer inancının etkisinde kalarak yüksek yerlere mabetler yapmışlardır.
·        Mısır, Hitit ve Girit sanatının etkisinde kalmışlar, mimaride taş kullanmışlar, dış saldırılara karşı güvenliği sağlamak için kalın surlarla çevirmişlerdir.
·        Sosyal sınıflar içinde en önemli olanı TÜCCARLARDIR.
B) İBRANİLER: Sami asıllı bir kavim olan İbraniler önceleri Suriye ile Mezopotamya arasında göçebe olarak yaşamışlar, daha sonra Filistin’e yerleşmişlerdir. HZ.DAVUD döneminde krallık kurmuşlar, KUDÜS şehrini kurarak başkent yapmışlardır. HZ.SÜLEYMAN zamanında Mısır, Mezopotamya ve Arabistan arasındaki ticaret sayesinde zenginleşmişlerdir. En güçlü dönemlerini yaşamışlardır.
* KUDÜS; hem Museviler, hem Hıristiyanlar hem de Müslümanlarca kutsal sayılmaktadır. Kudüs’te bu dinlerce önemli sayılan yapılar bulunmaktadır. ( Mescid-i Aksa ve Kutbetü’s Sahra Müslümanlarca, Tapınak Dağı ve Ağlama Duvarı Musevilerce, Sepulchre Kilisesi Hıristiyanlarca kutsal sayılan merkezlerdir.)
* En güçlü dönemin yaşandığı Hz. Süleyman’ın ölümüyle birlik bozulmuş, İSRAİL ve YUDA ( YAHUDİ ) devleti olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Asurlular İsraillilere, II. Babil Devleti de Yahudilere son vermiştir. Bir daha devlet kuramayan Yahudiler Pers, İskender ve Roma egemenliğinde varlıklarını sürdürmüşlerdir. 1948’de Filistin’de İsrail Devleti’ni kurmuşlardır.
* MUSEVİLİK denilen TEK TANRI inancı ilk olarak İBRANİLERDE görülmüştür. İbraniler, bu dinin sadece kendilerine gönderildiğini kabul etmişlerdir. Bu durum, Museviliğin başka toplumlar arasında yayılmasını engellemiştir. Musevilik, Hıristiyanlık ve Müslümanlık gibi evrensel değildir.
*  Dünyanın çeşitli yerlerine dağılmalarına rağmen dini inançlarına bağlılıkları, dini inançları etrafında oluşan milli tarihleri, Yahudilerin milli kimliklerini korumalarını sağlamıştır.
* Mescid – i Aksa günümüze gelen en önemli eserleridir.
                                           ANADOLU UYGARLIĞI
    Anadolu; Asya ile Avrupa’yı birbirine bağlayan bir konumda olması nedeniyle Doğu – Batı uygarlıkları arasında köprü görevini üstlenmiştir. Verimli toprakları, yaşama uygun iklimi ve coğrafi koşullarından dolayı tarihin en eski çağlarından beri insan topluluklarının göç ettiği, uygarlık kurduğu bir bölge olmuştur. Bu nedenle Anadolu’ya Medeniyetler Beşiği denilmiştir. Anadolu’nun bu özellikleri bölgede;
·        Kültürler arasında etkileşim olması,
·        Ticaretin gelişmesi,
·        İstilaların yaşanması,
·        Uygarlıkların gelişmesi sonuçlarına ortam hazırlamıştır. Kültürel etkileşim Anadolu Uygarlığı’nın gelişimini hızlandırmıştır.
Anadolu’da HATTİ, HİTİT, FRİG, LİDYA, İYON ve URARTU uygarlıkları kurulmuştur. Ayrıca Anadolu’ya Persler, Büyük İskender ve Romalılar istila ederek bir süre yönetmişlerdir. Daha sonra da Bizans ve Türk hâkimiyetleri görülmüştür.
                                HATTİLER ( MÖ 2500 – 1700 )
·        Hatti kültürünün en önemli eserleri Alacahöyük’te ( Çorum ) bulunmuştur. Hattilere ait süsleme şekilleri Anadolu’nun birçok yerinde görülmüştür. Bu durum Hattilerin gelişmiş bir uygarlık kurduklarını gösterir.
·        Hattiler, Hititlerle kaynaşmış, Hatti kültürü, Hitit kültürü içinde yaşamaya devam etmiştir.
                                        HİTİTLER ( MÖ 1700 – 700 )
·        Kafkaslar üzerinden Orta Anadolu’ya gelerek Kızılırmak çevresine yerleşmişlerdir. Başkentleri HATTUŞAŞ’TIR ( BOĞAZKÖY ). Hattuşaş, doğu – batı ve kuzey – güney doğrultusunda işleyen yolların kesiştiği bir noktada bulunduğundan Hititler, Anadolu’nun büyük bir bölümünü kontrol edebilmişlerdir. Kurucusu I. HATTUŞİLİ’DİR.
·        Hitit tarihi 3 bölümde incelenebilir.
1) ESKİ HİTİT KRALLIK DÖNEMİ ( MÖ 1700 – 1400 ): Babil alınarak Hititlerin Mezopotamya uygarlığı ile doğrudan ilişkiye geçmesi sağlanmıştır.
2) YENİ HİTİT İMPARATORLUK DÖNEMİ ( MÖ 1400 – 1200 ): Bu dönemin en önemli olayı, Hititler ( III. Hattuşili Dönemi ) ile Mısır ( II. Ramses Dönemi ) devletlerinin birbirine rakip haline gelmesi ve çıkarlarının Kuzey Suriye’de çatışması sonucunda Yakın Doğu’nun iki büyük devletini karşı karşıya getirmiştir. Bu savaşın nedeni Kuzey Suriye topraklarına sahip olma mücadelesidir. İlkçağın en büyük meydan savaşı olarak kabul edilen KADEŞ SAVAŞI ( MÖ 1296 – 1280 ) yapılmıştır. 16 yıl süren savaştan kesin bir sonuç alınamamıştır. Asurluların Ön Asya’da tehlikeli olmaları ve Suriye üzerine yürümeleri Hititler ile Mısırlıları birbirine yaklaştırmıştır. Bu gelişmeler sonucunda iki devlet arasında KADEŞ ANTLAŞMASI imzalandı. ( Tarihte bilinen ilk yazılı antlaşma ve Asurluların yayılmacı politikalarına karşı yapılan ilk savunma ittifakıdır. ) MÖ XII. yy.da meydana gelen Ege Göçleri sonucunda yıkılmışlardır.
3) GEÇ HİTİT ŞEHİR DEVLETLERİ ( MÖ 1200 – 700 ): Güneydoğu Anadolu’da şehir devletleri kurarak GEÇ HİTİT ŞEHİR DEVLETİ adıyla varlıklarını korumuşlardır. Siyasi alanda etkili olmayan şehir devletleri, Hititlerin kültür değerlerini yaşatmışlardır. Hitit şehir devletleri Asurlular tarafından yıkılmış daha sonra Perslerin egemenliğine girmiştir.
DEVLET YÖNETİMİ: Hititler, ilk dönemlerde feodal beyliklerden ( şehir devleti ) oluşuyordu. Daha sonra siyasi birlik sağlanmış ( Hititler, Anadolu’da ilk siyasi birliği kurmuşlardır.) ve ülke idari birimlere ayrılarak başlarına valiler atanmıştır. Bu uygulamanın amacı, merkezi yönetimi güçlendirmekti.
       Hitit Devleti’nin başında Büyük Kral ( LABARNA ) denen bir hükümdar bulunuyordu. Kral aynı zamanda Başkomutan, Baş yargıç ve Başrahipti. Bu durum, kralın siyasi, askeri ve dini gücü elinde bulundurduğunu gösterir. Bu uygulama, güçlü bir merkezi otorite kurulmaya çalışıldığını gösterir Ayrıca kralın Başrahip oluşu laik olmayan bir anlayışı yansıtmaktadır.
        Hititlerde TAVANANNA adı verilen kraliçe devlet işlerinde kraldan sonra en yetkili kişiydi. Kralın yerine vekâlet etme, Pankuş Meclisi’ne başkanlık yapma gibi bazı yetkileri vardı. Kadeş Antlaşması’nda kraliçenin de mührünün yer alması bu durumun bir kanıtıdır.
         Kralın yetkileri, soylulardan oluşan PANKUŞ denilen bir meclis tarafından kısıtlanmıştır. Pankuş Meclisi’nin kral ve kraliçeyi yargılama yetkisi vardı. Bu durum meşrutiyete benzeyen bir yönetimin varlığını göstermektedir. Devlet işlerine yardım eden memurlar sınıfı da bulunmaktaydı. İmparatorluk döneminde Pankuş Meclisi’nin yetkileri azalırken kralın yetkileri artmıştır. Dolayısıyla soylular yönetimden uzaklaştırılmıştır.
ORDU: Anadolu sık sık istilaya uğradığı için askerliğe önem vermişlerdir. Yaya, Atlı, Arabalı, Ücretli askerlerden oluşan bir ordusu vardı. Eli silah tutan her erkek asker kabul edilmiştir.
HUKUK: Mezopotamya’nın etkisi altında kalmışlardır. Daha çok medeni hukuk ve ceza hukukuna önem vermişler, Mezopotamya’dan farklı olarak kadınlara, kölelere mülkiyet hakkı tanınmış, resmi evlenme geleneği başlatılmıştır.( ilk MEDENİ KANUN ) Bu durum:
·        Toplumsal yaşamın geliştiğini, kişisel hakların korunmasına önem verildiği ve kadınların servet biriktirmesine olanak sağlandığını, toplumsal yaşamın düzene konulmasına çalışıldığını göstermektedir.
Köleler mülk sahibi oldukları gibi bedelini ödedikten sonra özgürlüklerini kazanabiliyorlardı. Cezalar çok sert ve insan onuruna aykırı değildi. Genellikle para cezası yer alıyordu. Bu durum, Anadolu’da insana verilen değerin Mezopotamya’ya oranla daha çok geliştiğini gösterir. Kanunları yazılı hale getirerek aynı suça farklı ceza verilmesini önlemişlerdir. Bu durum, Hititlerin adalete verdikleri önemi göstermektedir. Kanunlar, tanrılar adına okunmuş ve onlar adına uygulanmıştır. Bu anlayış, halkın kanunlara bağlılığını artırma amacının bir sonucudur. Hititlerde kralın buyruklarına karşı gelmek, devlete baş kaldırmak büyük suç sayılmış ve ölümle cezalandırılmıştır. Bu da Hititlerin merkezi otoriteye önem verdiklerini gösterir.
DİN ve İNANIŞ: Kendi tanrılarından başka tüm Anadolu ve Ön Asya tanrılarını da kutsal kabul etmişlerdir. Hititlerin bu tutumu dinsel konularda hoşgörülü olduklarına kanıt olarak gösterilebilir. Bu yüzden Hititler döneminde Anadolu BİN TANRI İLİ olarak adlandırılmıştır. Hititlerde tapınmaya ve temizliğe çok önem verilirdi. En büyük tanrıçası ARİNNA idi. Ayrıca fırtına tanrısı TEŞUP ile karısı HEPAT bu tanrıların başında gelmekte idi.
SOSYAL HAYAT: Soylular – Din Adamları – Askerler – Köylüler – Tüccarlar – İşçiler – Zanaatkârlar – Köleler. Ayrıca bir de yenilen ülkelerden Hitit ülkesine getirilen NAMRA denilen halk yer alır. Sosyal tabakanın en altında yer alan kölelerin mülkiyet hakları vardı. Bedel ödeyerek hürler sınıfına geçebildikleri gibi başlık parasını ödedikleri takdirde hürlerle evlenebilirlerdi. Bu durum sosyal statünün ekonomik duruma göre belirlendiğini ve sınıflar arasında geçiş olduğunu gösterir. Ataerkil bir aile yapısı vardır. İlk çeyiz ve nişan kavramları Hitit toplumunda görülmüştür.
EKONOMİK HAYAT: Anadolu’da ekonomik hayatın temelini tarım, hayvancılık ve ticaret oluşturuyordu. Anadolu’da tımar sistemini ilk kez Hititler uyguladılar. Ayrıca maden işlemeciliği ve kumaş dokumacılığı da gelişmiştir.
YAZI, DİL ve EDEBİYAT: Mezopotamya’dan aldıkları çivi yazısını, taş anıtlar üzerinde ise genellikle kendi buldukları hiyeroglif yazısını kullanmışlardır. Hint – Avrupa dili olarak kabul edilen Hititçe konuşup yazmışlardır. Sümerlerin Gılgamış ve Kumarbi destanlarını kendi dillerine çevirmişlerdir. Hititler, her yılın önemli olaylarını kaydederek ilk bilimsel tarih yazıcılığına başlamışlardır. ANAL adı verilen yıllıklarda Hitit krallarının başarıları kadar yenilgileri de yazılmıştır. Olaylar tanrılara hesap verme inancıyla yazıldığı için doğru olarak kaleme alınmıştır. Bu durum Hititlerin tarafsız bir tarih anlayışına sahip olduğunu göstermektedir.
SANAT: Mezopotamya’nın ( Asur ) ve Perslerden etkilenmişlerdir. Ancak mimaride kendine özgü bir üslup geliştirmişlerdir. Askeri mimari gelişmiştir. Hitit şehirlerinin etrafı surlarla çevrilmiştir. Kale yapımına önem vermişlerdir. Saray ve tapınaklar inşa etmişlerdir. Heykelcilik ve kabartmacılıkta da hayli ilerlemişlerdir. YAZILIKAYA ve İVRİZ KABARTMALARI Hitit kabartma sanatının en önemli eserleridir.
                                                              İYONYALILAR
·        İzmir ile Büyük Menderes Nehri arasında kalan kıyı bölgesinde yaşamışlardır. MÖ XII. yy. da meydana gelen Ege Göçleri sonucunda Yunanistan’da yaşayan AKALARIN, Dorların baskısı sonucu bir kısmı Batı Anadolu kıyılarına göç ederek POLİS denilen birçok şehir devleti kurdular. En önemli şehir devletleri arasında EFES, MİLET, FOÇA, İZMİR sayılabilir.Bu şehir devletleri birer ticaret ve sanat merkezidir Ayrıca SAMSUN, SİNOP, TRABZON da İyonların kurdukları kolonilerden bazılarıdır. Böylece bugünkü birçok yerleşim yerinin de temelini atmışlardır.
·        İyon şehir devletleri bağımsız hareket etmişler ve krallar tarafından yönetilmişlerdir. Bu durum İyonya’da siyasi birliğin sağlanmasını engellemiştir. Kralların zayıflaması üzerine soylular yönetimi ele geçirerek oligarşik bir yönetim kurmuşlardır. Yunan uygarlığının etkisinde kalan İyonyalılarda daha sonraki dönemlerde demokratik hükümetler kurulmuştur.( Özgürlüklerine düşkün olmaları siyasi birlik oluşturamamalarında etkilidir.)
·        Kral Yolu’nun Lidyalıların kontrolünde olmasından dolayı kara ticaretinde etkili olamayan İyonya, Akdeniz ve Karadeniz’de koloniler kurarak ticaret faaliyetleri ile zenginleşmişlerdir. İyonyalılar, kolonilere vatan edinmek amacıyla gittiklerinden uzun sürede buralarda kalabilmişlerdir.
·        Fenike alfabesini kullanmışlar ve bu alfabenin Yunanistan’a geçmesinde etkili olmuşlardır. Bu durum Anadolu Uygarlığı’nın Doğu – Batı uygarlıkları arasında kültür alışverişini sağlayan bir köprü görevi üstlendiğini gösterir. Anadolu’da her yönden en ileri olanı İyonyalılardı. Bu durumda; a) Maddi durumlarının iyi olması,
b) Özgür düşünceye önem verilmesi,
c) Uygarlıkların kesişme noktasında bulunması,
d) Siyasi birliğin olmaması,
e) Din adamlarının etkisinin olmaması,
f) Bilimle uğraşanların zenginler tarafından desteklenmesi,
g) Ön Asya’dan gelen ticaret yollarının bitiş noktasında olduğundan yeni gelişmeleri öğrenmeleri,
h) Kolonicilik ve deniz ticareti sayesinde dış dünyayı tanımaları etkili olmuşlardır.
* Felsefe, matematik ve tıp bilimlerinde ilerlemişlerdir. Matematikte TALES ve PİSAGOR, Felsefede DİYOJEN, Tıpta HİPOKRAT, Tarihte HEREDOT ünlü isimlerdi. İyonyalılara ait Efes’teki ARTEMİS TAPINAĞI, EFES ANTİK TİYATROSU ve CELSUS KÜTÜPHANESİ günümüze kadar ulaşan önemli eserleridir.
* Pers egemenliğinden sonra bilim adamları Yunanistan’a giderek kültür ve uygarlığın gelişmesine katkıda bulunmuşlardır. Perslerden sonra Makedonya ve Roma istilasına uğradılar. Yunanlıları da etkileyen İyonyalılar, Avrupa medeniyetinin temelini oluşturmuşlardır.
                                                                                                                                                                                                     
      
·        URARTULAR: Urartu Devleti, Hazar Denizi, Malatya, Erzurum, Mususl ve Halep arasındaki bölgede Asya kökenli HURRİ kabileleri tarafından MÖ X.yy.da VAN GÖLÜ ve çevresinde kurulmuştur. I. SARDUR tarafından kurulan Urartu Devleti, yaklaşık 200 yıl boyunca Doğu Anadolu’da önemli bir güç oluşturmuştur. Önce Kafkasya’dan gelen Kimmerler daha sonra İskit akınlarıyla sarsılmış, MÖ 600’lerde Medler tarafından yıkılmışlardır. Başkentleri TUŞPA’dır.
·        Ülkeyi eyaletlere ayırmışlar, başlarına merkezden atanan valiler göndermişlerdir. Merkezi otoriteyi güçlendirmeyi amaçlamışlardır.
·        Ölümden sonra yaşama inandıkları için mezarlarını oda ve ev biçiminde yapmışlar, ölülerle birlikte değerli eşyalarını da gömmüşlerdir.
·        Sulama kanalları açarak verimi arttırmayı amaçlamışlardır. Taş ve maden işlemeciliğinde oldukça ilerlemişlerdir.
·        Kral ülkeyi savaş tanrısı HALDİ adına yönetirdi. Savaşçı bir toplumdu Anadolu’nun koruyuculuğunu üstlenmişlerdi.
                                                        FRİGYALILAR
·        Frigya, MÖ 1000 yıllarında İç Batı Anadolu’nun adı idi. Anadolu’ya Boğazlar yoluyla gelmişler, siyasi olarak MÖ 750’den sonra ortaya çıkmışlardır. Kızılırmak ile Sakarya nehri arasında yerleşmişlerdir. Frig Devleti’nin kurucusu, başkent GORDİON’A ( POLATLI) adını vermiş olan GORDİOS’TUR. Kral MİDAS ise en güçlü dönemi yaşatmıştır.
Karadeniz’in kuzeyinden gelen Kimmerler tarafından son verilmiştir. Askerliğe önem vermediklerinden düzenli ve güçlü bir orduya sahip değildi Sadece sarayı ve kralı koruyan orduları vardı.
·        Frigyalılar ziraatçı bir kavim oldukları için dini inanışlarını da etkilemiştir. Örneğin; en büyük tanrıları Toprak ve Bereket Tanrıçası KİBELE’dir. Dini konularda Hititlerin etkisinde kalmışlardır. Kanunlarını da tarım ve hayvancılık faaliyetlerini korumak amacıyla düzenlemişlerdir. Örneğin; öküz öldürenler ve sabankıranlar ölümle cezalandırılmışlardır. Bu durum, yaşam şartlarının toplumların hukuk kurallarının üzerinde etkili olduğunu gösterir.
·        Hayvancılık faaliyetlerinin bir sonucu olarak dokumacılık gelişmiş, TAPATES denilen halı ve kilimleri meşhur olmuştur. Maden işlemeciliğinde, ağaç oymacılığında, seramik yapımında ve nakış işlemeciliğinde ileri gitmişlerdir.
·        Önemli ticaret yollarının kavşağında yer almışlardır. Bu durum Frigyalıların ticari alanda da ilerlemesini sağlamıştır. Batı Anadolu’da, Ege Adalarında ve Yunanistan’da birçok Frig eserine rastlanması Batı dünyası ile geniş çaplı ticaret yaptığını gösterir.
·        Fenike alfabesini kullanmışlardır. Hayvan hikâyeleri anlatım geleneği FABL ilk kez Frigyalılarda görülmüştür. Anadolu’ya yığma TÜMÜLÜS mezar şeklini getirmişlerdir.
                                                      LİDYALILAR
·        Bugünkü Gediz ve Küçük Menderes Nehirleri arasında kalan bölgede yaşamışlardır. Devletin kurucusu Kral GİGES’TİR (MÖ 687 ). En parlak dönemlerini Kral KREZÜS zamanında yaşamışlardır. Başkentleri SARDES ( SARD ) kültür ve sanat merkezi haline gelmiştir. Ege Denizi’ne çıkmak isteyen Persler, Lidya Devleti’ni ortadan kaldırmışlardır ( MÖ 546 ).
·        Krallıkla yönetilen Lidyalılarda devlet yönetiminde büyük zengin tüccarların ve arazi sahibi soyluların da önemli bir rolü olmuştur. Ülke eyaletlere ayrılmış ve valiler gönderilmiştir.
·        Denizlerde Fenikeliler ve Yunanlılar ile başa çıkamayacaklarını bildiklerinden kara ticaretine önem vermişlerdir. Kral Giges zamanında EFES’TEN Mezopotamya’ya kadar uzanan ( EFES – SARD – GORDİON – HATTUŞAŞ – ALİŞAR – NİNOVA ) KRAL YOLU’NU yaptılar. Böylece Doğu – Batı kültürleri arasında etkileşimin artmasına ve Lidyalıların zenginleşmesine katkı sağlamıştır. Ayrıca dünyanın en eski serbest pazarı Sard’da kurulmuştur. MÖ 700’lerde MADENİ PARAYI icat etmişlerdir. Böylece; sermaye birikimine ve finans sektörünün oluşmasına ortam hazırlamıştır, alışverişi kolaylaştırmış, ekonomik hayatı canlandırmış, takas uygulaması sona ermiştir.
·        Zenginliklerine güvendikleri için ordularında ücretli askerler kullanmışlardır. Paralı askerler vatan sevgisinden yoksun oldukları için savaşlarda başarılı olamadılar. Bu durum askerlerin anlaşmasını ve genel uyumun sağlanmasını zorlaştırmış ve yıkılışı kolaylaştırmıştır.
·        Fenike alfabesini kullanmışlar, Artemis, Zeus ve Apollo gibi Yunan tanrılarına tapmışlardır. Bu durum Lidyalıların Yunan uygarlığından etkilendiğini gösterir.
                                          EGE ve YUNAN UYGARLIĞI
       Girit Adası, Yunanistan, Makedonya, Trakya, Ege Adaları, Batı ve Güneybatı Anadolu’da yaşayan toplulukların meydana getirdiği uygarlık, Ege ve Yunan Uygarlığı olarak bilinir. Mezopotamya, Mısır ve Anadolu medeniyetleri Ege medeniyetinin temelini oluşturur. Ege Denizi’nde pek çok adanın olması ulaşımı kolaylaştırmıştır. Ege medeniyetinin bütün olarak ortaya çıkmasına neden olmuştur. Mısır, Anadolu ve Mezopotamya’dan ayrı ve dağınık olarak öğrenilen bilgiler burada birleştirildi. Bu medeniyet, ticaret için gidilen Akdeniz ve Karadeniz ülkelerine de yayıldı. Helen ve Roma medeniyetlerinin oluşumunu da etkilemiştir.
                                                                                                                                                                                                                     
 GİRİT MEDENİYETİ ( MÖ 3500 – 1200 ):Ege ve Yunan Medeniyeti’nin ilk ortaya çıktığı yer GİRİT ADASI’DIR. Bu medeniyet, buradan diğer adalara, Mora ve Yunanistan’a yayılmıştır. MÖ 2400 – 1400 yılları arasında en parlak dönemini yaşayan Girit Uygarlığı’nın en önemli yerleşim bölgesi KNOSSOS’TUR. En önemli eserleri de KNOSSOS SARAYI’DIR.
        Dini inanç yönünden Anadolu’dan etkilenmiştir. Çok tanrılı bir dinsel inanç görülür. Anadolu’da tanrıça Kibele’ye karşılık Girit’te Rea bulunmaktadır. Ölümden sonra yaşam inancına bağlı olarak ev şeklinde mezarlar yapmışlardır. Bu mezarlardan altın ve gümüş eserler, fildişi mühürler, taş veya bakırdan yapılmış aletler, baltalar çıkarılmıştır.
        Yapılan arkeolojik ve dil çalışmaları Girit halkının Anadolu’dan gittiğini kuvvetlendirmektedir. Tarihin ilk denizcilerinden biri olan Giritliler, güçlü donanmalara sahiptir. Mısır, Kıbrıs ve Suriye ile sıkı ticari ilişkileri vardı. Güçlü bir donanmaya sahip olduklarından adadaki saray ve şehirlerin etrafına sur yapma gereği duymamışlardır.
         Knossos şehrinde yaşayan krallara MİNOS adı verildiğinden Girit Medeniyetine MİNOS MEDENİYETİ de denir. Girit önce Akalar, sonra Dorlar işgal ettiler. Dorlar tarafından yıkıldılar.
                                 MİKEN ( AKA ) MEDENİYETİ ( MÖ 2000 – 1200 )
        MÖ 2000 yıllarında Orta Avrupa’dan gelen Akaların Yunanistan’a yerleşmelerinden sonra kurulmuştur. Miken Uygarlığı, Dorlar tarafından yıkılmıştır. Girit Medeniyeti’nin devamıdır. Büyük saraylar ve anıt mezarlar yapmışlardır. Ölümden sonra yaşama inanmışlardır. Boğazların hâkimiyeti için Truvalılarla savaşmışlardır. Bu savaşlar Homeros’un İlyada Destanı’na konu olmuştur.
                                ESKİ YUNAN MEDENİYETİ ( MÖ 1200 – 337 )
        MÖ 1200 yıllarında Avrupa’dan Yunanistan’a göç eden Dorlar, Akaların egemenliğine son verdiler. Yunanistan’ın tamamına egemen olan Dorlar, POLİS adı verilen şehir devletleri kurdular. Önemli şehir devletleri arasında ATİNA – SPARTA – KORİNT – TEBAİ – LARİSSA yer almaktadır.
         Kölelerin güçlenmesinden ve ayaklanmasından çekinen Yunan şehir devletleri büyük askeri güç bulundurmuşlardır. Sparta kara, Atina ise donanma yönüyle Yunanistan’ın en güçlü ordusunu kurmuştur. Yunan şehir devletleri güç olarak birbirlerine denk olduklarından birbirlerine karşı üstünlük sağlayamamışlardır. Bu nedenle Yunanistan’da ilk çağda milli bütünlük sağlanamamıştır. Şehir devletleri sadece ülkelerini ele geçirmek isteyen Perslere karşı birlik sağlamışlar ve Persleri yenilgiye uğratmışlardır. Pers savaşlarından sonra Yunan şehirlerini kendi egemenliği altında birleştirmek isteyen Atina ve Sparta arasında yaklaşık 27 yıl süren PELEPONNES SAVAŞLARI yaşanmıştır ( MÖ 431 – 404 ). Bu savaşlar Sparta’nın üstünlüğü ile sona ermiştir. Sparta’nın üstünlüğü de MÖ IV.yy.da İskender’in Yunanistan’ı ele geçirmesine kadar sürmüştür.
          Yunanistan’da her şehir ayrı bir devletti, İç ve dış siyasetlerinde bağımsızdılar. Kanunlarını kendileri yapıyor ve uyguluyorlardı. Başlangıçta krallar tarafından yönetiliyordu. Ancak asillerin güçlenerek idareyi ele geçirmeleri üzerine aristokratik hükümetler kurulmuştur.
Yunanistan’da ticaret hayatının gelişmesi sonucunda tüccar, sanayici, gemici ve sanatkârlardan oluşan bir orta sınıf doğmuştur. Yönetime katılmak isteyen orta sınıf köylülerle birleşerek soylularla mücadele etmişlerdir. Sınıf kavgalarının çözümlenmesi ve toplumsal barışın sağlanması için sırasıyla DRAGON, SOLON ve KLİSTENES kanunları yapılmıştır. Dragon, orta sınıfın haklarını geliştirmeye, Solon, Köleliği ve doğuştan gelen soyluluğu kaldırmaya, Klistenes ise halk meclisinin öneminin artırılmasına ve demokrasinin geliştirilmesine yönelik kanunlar yapmışlardır. Kölelik hariç asillik ve zenginlikten doğan sınıf farklılıklarını ortadan kaldırdı. Solon, borcunu ödemeyen kişilerin köle olması yöntemini ortadan kaldırmıştır. Bu kanunlar ile Toplumsal eşitlik anlayışı gelişmiştir, halkın yönetimde söz sahibi olması sağlanmıştır, Yunanistan’da demokrasi anlayışı gelişmeye başlamıştır.
         Çok tanrılı bir dinsel inanışa sahip olan Yunanlılar, tanrılarını insan şeklinde düşünmüşlerdir. Böylece mitolojik öykülerin doğmasına yol açmıştır. Baş tanrı ZEUS, karısı HERA, güzellik tanrıçası AFRODİT, denizler tanrısı POSEİDON, bereket tanrıçası DEMETER, savaş tanrısı ARES belli başlıları idi. Tanrıların yardımını almak ve öfkesini yatıştırmak için spor, müzik ve şiir yarışmalarına önem vermişlerdir. Bunların en ünlüsü Zeus adına düzenlenen OLİMPİYAT OYUNLARI’DIR. Olimpiyatlar, Yunan toplumunun kaynaşıp ortak bir kültür oluşturmalarında milli birlik ve beraberlik duygusunun gelişmesinde katkıda bulunmuştur. İlk kez MÖ 776’da düzenlenmiş, Olimpiya Dağı’nda yapıldığı için bu adı almıştır.
             Yunanlılar kolonicilik faaliyetlerinde gelişmişlerdir. Yunanlılar koloniler kurmasında; tarıma elverişli toprağın az olması, nüfusun artmasıyla ihtiyaçları artması, ticaret ve sanayinin gelişmesi, macera peşindeki insanların yurt aramaları etkili olmuştur. Yunanlılar, Akdeniz ve Karadeniz’in çeşitli yerlerinde koloniler kurmalarıyla; ticaret faaliyetlerini geliştirmişler, bunun sonucunda Yunanistan’da güçlü bir tüccar sınıfı ve ticaret filosu ortaya çıkmıştır, yeni topraklar üzerinde hâkimiyet kurmuşlardır, Yunan kültürü değişik bölgelerde tanınmıştır.
               Yunanlılarda rahipler ayrıcalıklı bir sınıf olarak görülmemiş, sadece dini hizmetleri yerine getirmekle görevli devlet memurları sayılmışlardır.
                Yunanistan’da MÖ V.yy.da tarih bilim dalı olarak ortaya çıkmıştır. Yunanistan’da tarihçilik Heredot ile başlamış ve Tukidides ile en yüksek seviyeye ulaşmıştır. Felsefe, aritmetik, geometri, tıp, astronomi alanlarında ileri gitmişlerdir. Felsefe Batı Anadolu’da doğmuş, Yunanistan’da gelişmiştir. Yunan felsefesinin temsilcileri SOKRAT, EFLATUN ve ARİSTO’DUR: Eflatun, AKADEMİA adıyla bir nevi ilk üniversitenin kurucusudur. MÖ VIII. yy. başlarında İyonyalılardan Fenike alfabesini öğrenerek kullanmışlar ve Latin alfabesinin oluşmasına katkıda bulunmuşlardır. En eski ve en önemli edebi eserleri Homeros’un İlyada ve Odise destanlarıdır. Batı Anadolu kıyılarında ortaya çıkan bu destanlar, eğitim ve milli birlik duygularının pekiştirilmesi yönüyle Yunanistanlıları etkilemiştir.
                    Yunan sanatında Dor – İyon – Korint tarzı kullanılmıştır. En önemli eserleri mimari, resim ve heykeltıraşlık alanlarında ortaya çıkmıştır. Birçok tiyatro, tapınak, tanrı ve insan heykelleri yapmışlardır.
                     Yunan uygarlığı, İskender’in Asya kültürleri ile kaynaşarak Helenistik kültürü ve dönemini meydana getirmiş, daha sonraki dönemde Roma Uygarlığı’na temel olmuştur.
            İSKENDER İMPARATORLUĞU (MÖ 359 – 323 ) ve HELENİSTİK DÖNEM ( MÖ 330 – 30 )
                      Makedonya Kralı II. Filip, Yunan şehir devletlerini birleştirerek HELEN BİRLİĞİ’Nİ kurdu. II. Filip’in öldürülmesinden sonra yerine geçen oğlu İskender, Yunan şehir devletlerindeki ayaklanmaları bastırarak bunları Makedonya Devleti’ne bağladı. Daha sonra güçlü bir ordu ile ASYA ( DOĞU ) SEFERİ’NE çıktı.
                        İskender MÖ 334’te Çanakkale Boğazı’ndan Anadolu’ya geçerek Persleri GRANİKOS, İSSOS ve GAVGAMELA Savaşlarıyla yenilgiye uğrattılar. Anadolu, Suriye, Mısır ve Mezopotamya’yı hâkimiyeti altına alarak Doğu Seferi’ni devam ettirerek Hindistan’a kadar ulaşmışlardır. Bu dönemde Yunan şehir devletlerinin birer benzeri olan Mısır’da kendi adıyla anılan İSKENDERİYE, Anadolu’da da ANTAKYA şehrini kurmuştur. Hindistan’a girdiğinde ordusunda yorgunluk ve isteksizlik belirtileri üzerine Babil’e dönmüş, burada hastalanmış MÖ 323’te ölmüştür. İskender bu seferle birlikte Yunan medeniyetini doğuya taşımıştır. Doğu medeniyetinin Yunan medeniyeti ile kaynaşması sonucunda HELENİSTİK MEDENİYET ortaya çıkmıştır. Bu medeniyetin oluşmasında YUNAN – ANADOLU – MEZOPOTAMYA – MISIR – İRAN’ın katkıları olmuştur. Helenistik Dönem, MÖ 330 – 30 yılları arasında etkili olmuştur. Helenistik Dönem’de;  Matematik, tıp, coğrafya, felsefe alanında büyük gelişmeler yaşanmıştır. Bu dönemde yetişen en ünlü bilim adamları ARŞİMET, Hipparhos, ERASTOSTENES, Batlamyus ( COĞRAFYA ) tur. İskender, Babil ve İskenderiye’de dünyanın en büyük kütüphanelerini kurdurmuştur. Anadolu’da Bergama, Efes ve Milet önemli kültür merkezleri haline gelmiştir. Bergama Zeus Tapınağı, Asklepion sağlık merkezi ve 200000 cilt kitap bulunan kütüphanesi ile dünyanın en önemli sağlık ve kültür merkezi olmuştur.
                        İskenderiye ve Bergama’da kurulan kütüphaneler öylesine zengindir ki ve aralarında öylesine bir rekabet vardır ki bu rekabet nedeniyle İskenderiyeliler Bergama’ya PAPİRÜS satmamışlardır. Bunun üzerine Bergamalılar keçi derisinden elde ettikleri PARŞÖMEN kâğıdını kullanmışlar ve birçok eserin günümüze kadar ulaşılmasını sağlamıştır.
                        İskender’in beklenmedik bir zamanda varis bırakmadan ölümü üzerine kurduğu imparatorluk parçalanmıştır. İskender’den sonra kurulan devletler şunlardır:
                        Mısır’da; PTOLEMELER KRALLIĞI ( MÖ 321 – 30 )
                        Makedonya’da; ANTİGONİTLER KRALLIĞI ( MÖ 279 – 168 )
                        Trakya’dan Hindistan’a; SELEVKOSLAR KRALLIĞI ( MÖ 321 – 64 )
                         Selevkos’un MÖ280’de ölümü üzerine ülkesi parçalandı ve yeni krallıklar kuruldu. Bunlar arasında;
                          Bitinya Krallığı ( Kuzeybatı Anadolu )
                          Pontus Krallığı ( Karadeniz’in güney kıyıları )
                          Kapodakya Krallığı ( Orta Anadolu )
                          Bergama ( Pergamon ) Krallığı ( Batı Anadolu ) Romalılar tarafından son verilmiştir.
                                                            ROMA UYGARLIĞI
                       Roma medeniyetinin kurulmasında İTALİKLER, ETRÜSKLER ve LATİNLER önemli rol oynamıştır. MÖ 753’te Latinler tarafından bir şehir devleti olarak kurulan Roma İmparatorluğu disiplinli, planlı ve teşkilatlı hareket ederek kısa sürede Avrupa, Anadolu, Suriye, Filistin, Mezopotamya ve Kuzey Afrika’nın tamamına hâkim olmuştur.Roma İmparatorluğunda sırasıyla KRALLIK ( MÖ 753 – 510 ), CUMHURİYET ( MÖ 510 – 27 ), İMPARATORLUK ( MÖ 27 – MS 395 ) dönemleri yaşanmıştır.
KRALLIK DÖNEMİ: Bu dönemde ülkeyi yönetecek kral KURİA adı verilen ihtiyar meclisi tarafından teklif edilmiş, halk meclisi tarafından da seçilmiştir. Kral SENATO’ya ( Asillerden oluşan meclis.) karşı sorumludur.
CUMHURİYET DÖNEMİ: Cumhuriyet döneminde devlet KONSÜL adı verilen iki yüksek memur tarafından yönetilmiştir. Konsüller 1 yıllık süreyle görevlendirilmişlerdir. Konsüller birbirlerine ve senatoya karşı sorumluydular. Konsüller, orduya komuta etmek, gerektiğinde senatoyu toplantıya çağırmak, vergi sistemini düzenlemek ve vergilerin toplanmasını sağlamakla görevliydiler. Sınırların genişlemesinde Romalıların düzenli ordular kurmaları etkili olmuştur. Ordunun temelini LEJYONLAR ( askeri birlikler ) oluşturmaktaydı.
İMPARATORLUK DÖNEMİ: MÖ 27’de Oktavyanus’a AGUSTUS ünvanı verilmesiyle imparatorluk dönemi başlamıştır. İç güvenlik sağlanarak halkın refah seviyesi yükseltilmeye çalışılmıştır. Gücünü kaybetmeye başlayan Roma İmparatorluğu 395’te Doğu Roma ve Batı Roma olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Roma İmparatorluğu’nun parçalanmasında;
·        Kavimler Göçü’nün yaşanması,
·        İç karışıklıklar yaşanması,
·        Merkezi otoritenin zayıflaması,
·        Savaşların uzun sürmesi etkili olmuştur.
PATRİCİLER: Asiller sınıfını oluşturmakta, mülkiyet, devlet memuru ve asker olabilme haklarına sahiptiler. Siyasi ve sosyal hakları ellerinde bulundurmaktaydılar.
PLEPLER: Roma’ya sonradan gelip yerleşen, siyasal haklardan yoksun olan küçük toprak sahibi, el sanatlarıyla uğraşan sınıftır.
KÖLELER: Roma’nın işgali altındaki ülkelerden getirilen hiçbir hakları olmayan en kalabalık sınıftır. Patricilerin evlerinde hizmetçilik, kâhyalık, tarlalarda işçilik gibi işlerde çalıştırılırdı. Azat edilirlerse Plep sınıfına geçebilirlerdi.
        Roma’da Patriciler ile Plepler arasında çatışmalar yaşanmış, plepler bütün siyasal ve sosyal hakları ellerinde bulunduran particilere isyan etmişler, bu çatışmaları önlemek isteyen Romalılar, Yunan kanunlarından ( Dragon, Solon, Klistenes ) yararlanarak 12 LEVHA KANUNLARI’NI yapmışlardır. ( MÖ V.YY.) Roma Hukuku II. ve III. yy.lardaki düzenlemelerle mükemmel hale getirilmiştir. Günümüz Batı dünyasında uygulanan hukuk kurallarının temeli Roma Hukuku’na dayanır. Bu hukuk kuralları bazı değişikliklerle Bizans Hukuku adıyla Doğu Roma’da da kullanılmıştır.
         Roma İmparatorluğu önceleri çok tanrılı bir dinsel inanışa sahipken, MS I.yy.da ortaya çıkan Hıristiyanlık dininin yayılmasını önlemek için baskı uygulamıştır. Ancak Hıristiyanlar karşısında başarısız olan Roma, önce 313 MİLANO FERMANI ile Hıristiyanlığı serbest bırakmış, daha sonra da 381 yılında resmi din olarak kabul etmiştir.
           Bugünkü Miladi Takvim ve Latin Alfabesine son şeklini vermişlerdir.
            Romalılar döneminde Anadolu bayındır hale gelmiş, şehirler büyümüş ve gelişmiştir. Anadolu’da yeni yollar yapmışlar, ihtiyaç duydukları ürünleri Anadolu’dan götürmüşlerdir. Şehirlerde stadyum, agora, tiyatro, hamam ve kütüphaneler kurmuşlardır.
             Anadolu’da Roma döneminden kalan sanat eserleri arasında;
             Çemberlitaş ve Bozdoğan Su Kemeri – İSTANBUL
             Agustus Tapınağı ve Roma Hamamı – ANKARA
             Aspendos Tiyatrosu – ANTALYA en ünlüleridir.
·        Romalılar, Anadolu’ya yerleşmedikleri için yerli kültürler yaşamaya devam etmişlerdir.
·        Yunan ve Helen Uygarlıklarını geliştirerek Avrupa’ya yayılmasını sağlamışlardır. Mimaride ve sanatta ilerlemişlerdir.
·        395’te Doğu Roma ( 1453 ) ve Batı Roma ( 476 ) olarak ikiye ayrılmışlardır.
·        Batı Roma İmparatorluğu’nun 476’da yıkılmasında;
Seçim sisteminin bozulması,
Barbar kavimlerin Roma’yı istilası,
İmparatorluğun değişen şartlara ayak uyduramaması,
Bilim adamlarının aşağılanması,
Sefahatin artması.
                       DOĞU ROMA İMPARATORLUĞU ( 395 – 1453 )
Roma İmparatorluğu’nun ikiye ayrılmasından sonra merkezi İstanbul olan doğu kısmına BİZANS İMPARATORLUĞU denmiştir. En parlak dönemini JÜSTİNYEN döneminde yaşamıştır. ( 527 – 565 ) Bizans İmparatorluğu, 12 değişik sülale tarafından yönetilmiş ve imparator, başkomutan, baş yargıç ve yasa koyuculuk yetkilerini elinde toplamıştır. Ülkeyi THEMA adı verilen eyaletlere bölmüşler, bu eyaletlerde bulunan kalelere ise TEKFUR adı verilen valiler gönderilmiştir.
          Bizans’ta kilise imparatora bağlı idi. Hıristiyanlığın ORTODOKS mezhebini benimseyen Bizans’ın dini lideri olan PATRİK, imparator tarafından atanıyordu. Bu durum, Avrupa’daki kilise ve Papa’nın krallar üzerindeki baskısının tersine imparatorun Patrik ve kilise üzerinde baskısının olduğunu göstermektedir. Latin kültürü yerine Helen kültürünü benimsemişlerdir.
           Bizans XI. yy.da Büyük Selçuklu Devleti ile yaptığı Malazgirt Savaşı’nı, XII. yy.da da Türkiye Selçuklu Devleti ile yaptığı Miryokefalon Savaşı’nı kaybedince Anadolu, Türk hâkimiyetine girmiş, 1453’te de İstanbul’un fethiyle yıkılmıştır.
            İstanbul, Bizans döneminde önemli bir kültür ve sanat merkezi haline gelmiş, bu dönemde yapılan AYASOFYA, AYAİRİNİ, HORA KİLİSELERİ ( Kariye Müzesi ), SERGİOS ve BAKÜS KİLİSELERİ ( Küçük Ayasofya Kilisesi ), BİNBİRDİREK ve YEREBATAN SARNIÇLARI, EFES MERYEM ANA KİLİSESİ başlıca eserleridir.
Share this article :

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

 
Support : Creating Website | Johny Template | Mas Template
Copyright © 2011. Lise Tarih Ders Notları - Z.A.A.L. - All Rights Reserved
Template Created by Creating Website
Proudly powered by Blogger